OZON - Ozon Sauna - BOTOKS -Cilt Bakımı

OZON - Ozon Sauna - BOTOKS -Cilt Bakımı

Güzellik Merkezimiz Hizmet Vermektedir. dahası »

TIP Merkezimize Personel Alımı Yapılacaktır.

TIP Merkezimize Personel Alımı Yapılacaktır.

Online Müracaat İçin Başvuru Formunu Doldurunuz. dahası »

Kurumumuzda Çocuk Sporcu Sağlık Raporu Verilmektedir.

Kurumumuzda Çocuk Sporcu Sağlık Raporu Verilmektedir.

dahası »

Kurumumuzda Ehliyet (Sürücü) Sağlık Raporu Verilmektedir.

Kurumumuzda Ehliyet (Sürücü) Sağlık Raporu Verilmektedir.

Ehliyet (Sürücü) Sağlık Raporu , Ehliyet Yenileme Sağlık Raporu dahası »

Kurumumuzda Gemi Adamı Sağlık Raporu Verilmektedir.

Kurumumuzda Gemi Adamı Sağlık Raporu Verilmektedir.

dahası »

Kurumumuzda 65 Yaş Üstü Noterde İşlem Yapabilir Raporu Verilmektedir.

Kurumumuzda 65 Yaş Üstü Noterde İşlem Yapabilir Raporu Verilmektedir.

dahası »

Kurumumuzda Ozon Tedavisi Yapılmaktadır.

Kurumumuzda Ozon Tedavisi Yapılmaktadır.

dahası »

 

Göz Polikliniği

GÖZ HASTALIKLARI

Dünyaya açılan tek kapı, beş duyu organımızdan en küçük ama işlevi en büyük olan organımız gözlerdir. Bir göz işlevini kaybettiği zaman kişi bir başkasına muhtaç olmaktadır. Bu nedenle bu kadar önemli bir işleve sahip olan gözümüz için oluşturulan göz hastalıkları bölümümüzde son teknoloji cihazlar ile gerekli olan tetkik, tedavi ve ameliyatlar uzman hekim kadromuz ile yapılmaktadır.
Diyabet, hipertansiyon, romatoid artrit hastalarının, şikayeti olsun olmasın göz tansiyonu ve katarakt açısından 40 üştü erişkinlerin, göz tembelliği ve şaşılık açısından 3 yaş sonrası çocukların, sürekli ilaç (steroid, klorokin, gibi) kullanan hastaların düzenli göz muayenesi yaptırması gerekmektedir.
Diğer bölümlerden (dahiliye, kardiyoloji gibi) gelen göz konsültasyonları bölümümüz uzman doktorları tarafından yapılmakta ve verilen bilgilerle ilgili branşların medikal veya cerrahi tedavilerine yön verilmektedir.
Bilgisayar teknolojisinden en fazla faydalanan göz hastalıkları kliniği, son teknolojik cihazlar ve konusunda deneyimli kadromuz ile modern ameliyathanelerde her türlü cerrahi tedaviyi yapılabilmektedir.

Göz hastalıkları bölümünde yapılan ameliyatlar

* Katarakt ameliyatlar
* Dakriosistit (DSR) göz yaşı kanal tıkanıklığı
* Endolazer DSR (Lazerle göz yaşı kanal tıkanıklığı tedavisi)
* Şaşılık ameliyatları
* Kapakta kitle şalazyonu
* Glokom (Göz tansiyonu)
* Selektif lazertrarbeküloplasti (SLT)
* YAG lazer
* Argon lazer
* Lazer iridotomi
* Şeker hastalığı (Retina)
* Fundus fluoresin angiografi (FFA)
* Göz kapağı ve çevresi estetik ameliyatları (Oküloplasti)

Katarakt Nedir?
Gözümüzün renkli kısmının hemen arkasında, şeffaf olduğu için normalde görülmeyen lens dediğimiz bir merceğimiz bulunmaktadır. Bu mercek şeffaf olduğu için göz bebeğini siyah olarak görürüz. Halk dilinde “Perde” veya “Aksu” da denilen katarakt bu göz merceğinin bulanıklaşması, saydamlığını kaybederek matlaşmasıdır. Başka bir deyişle görüşün, buğulanmış bir camın arkasından bakıyormuşçasına bozulmasıdır. Bulanıklık merceğin tamamında olabileceği gibi belirli bölgelerinde de olabilir. İlerlemiş kataraktlarda siyah gördüğümüz göz bebeği dıştan bakıldığında beyaz olarak görülebilir. Bu durumda görme tama yakın azalmıştır.
Bu Bir Hastalık Mıdır?
Aslında bu durum hastalıktan ziyade yaşlanmanın getirdiği fizyolojik bir durumdur. Gözümüzün yaşlanmasıdır. Her hangi bir müdahalede bulunulmazsa ilerleyen yaşla beraber hepimizde olacak bir yaşlılık belirtisidir.
Katarakt Nasıl Gelişiyor?
Mercek göze gelen ışınları gözün arkasındaki sinir tabakasına düşürerek net görüntü oluşmasını sağlar. Katarakt oluştuğunda merceğin kimyasal yapısında değişiklikler meydana gelir. Su oranı azalarak bazı artıklar birikir. Lens kapalı bir yapı olduğu için biriken artıklar dışarı atılamaz. Bu nedenle gözün arkasına yeteri kadar ışık geçemez ve görmemiz azalır. Ancak bu kimyasal değişimin nedenleri henüz tam olarak bilinmemektedir. Bu tip katarakt yaşlılıkta oluşan katarakt’dır. 2 gözde birden ortaya çıkar yada bir gözde başladıktan sonra diğerinde oluşabilir. Çocuklarda ve gençlerde ise metabolik hastalıklar akraba evliliği, hamilelikte geçirilen hastalıklar, gebelikte ilaç kullanımı, mikrobik durumlar ve yaralanmalar etkili olur. Ayrıca göze gelen darbeler (travma), şeker hastalığı, göz içi iltihabı (üveit), böbrek hastalığı, glokom, radyasyon ve uzun süre kortizonlu ilaç kullanımı katarakt yapabilir.

Katarakt Bir Yaşlı Hastalığı Mıdır? Gençlerde de Görülür mü?
Evet, yaşlılık hastalığı diyebiliriz. Ama azda olsa bebeklerde dahil olmak üzere her yaşta insanda görülebilir. Yaş ilerledikçe sıklığı artar. 60 yaş üzerinde olanların yaklaşık yarısında, 80 yaş üzerinde olanların ise hemen hepsinde mercekte bir miktarda olsa kesiflik bulunur.

Doğumsal Katarakt Nasıl Oluyor?
Doğumsal katarakt (konjenital katarakt) doğumdan itibaren görülen, lensin tek veya çift taraflı olarak saydamlığını kaybetmesi ve opaklaşmasıdır. Doğuştan olan kataraktlar, annenin gebelik sırasında geçirdiği enfeksiyonlara, kullanılan ilaçlara bağlı olarak ortaya çıkabildiği gibi, hiçbir nedene bağlı olmadan da oluşabilmektedir. Bir göz bebeğinin diğerinden farklı renkte (beyaz) olması veya gözde kayma (şaşılık) olması, doğumsal kataraktın belirtisi olabilir. Bebeklerde bu belirtiler görüldüğü an, hiç zaman kaybetmeden göz uzmanına başvurulmalıdır. Doğumsal katarakt, görmeyi engelliyorsa ve özellikle tek taraflıysa, tanı konulur konulmaz ameliyat edilmelidir. 2 yaşına kadar yapılacak bir göz muayenesi, birçok sorunun çözümünde kolaylık sağlayacaktır. Doğumsal kataraktlı gözde en önemli sorun göz tembelliğidir (ambliyobi). Göz tembelliğini yenebilmek için ameliyat, göz doktorunun önerisi doğrultusunda mümkün olan en kısa zamanda yapılmalıdır.

Kataraktın Belirtileri Nelerdir?
Katarakt genellikle yavaş olarak gelişir. Ağrı sulanma kızarma yoktur. Görmede azalma en sık görülen belirtidir. Özellikle akşamları ışıkların dağılması, güneşten ileri derece rahatsızlık, çift görme, renklerin matlaşması (özellikle mavi), akşamları görmede zorluk yaşanması, okuma zorluğu, araç farları gibi parlak ışıklar etrafında hareler oluşumu, kamaşma, iki göz arasında görme farkı gibi belirtiler görülür ve bu şikayetler gittikçe artar. Bazen yaşlı insanlarda nükleer skleroz dediğimiz bir katarakt tipi gelişir. Bu kişilerde “ikinci görüş” de denilen gözlüksüz olarak geçici bir okuma rahatlığı sağlanır. Bir müddet sonra kataraktın ilerlemesine bağlı görme tekrar bozulur. Bu yaşlı insanları ameliyata ikna etmek oldukça zor olur. Oysa ki bu aşamadan sonra kataraktı daha da sertleşecek ve ameliyatın riski artacaktır.

Katarakt Nasıl Teşhis Edilir?
Kataraktın teşhis edilmesi için öncelikle uzman bir göz hekimine muayene olmanız gerekir. Bu muayene sırasında kullanılan en önemli yöntem, biyomikroskopik muayenedir. Bu muayene ile kataraktın büyüklüğü, sertliği ve gözün ağ tabakası hakkında bilgi edinilir. Hastanın vereceği bilgiler ile ameliyat sonrasında ne kadar görebileceğini tahmin edebiliriz. Gerek duyulduğunda göz anjiosu, endotel sayımı gibi daha ileri tetkikler yapılabilir. Ülkemiz katarakt ameliyatlarında bir hayli gelişmiştir.

Katarakt Nasıl Tedavi Edilir?
Katarakt, ilaçla veya gözlükle tedavi edilebilen bir rahatsızlık değildir. Kataraktın ilerlemesini durdurabilecek etkili bir yöntem yoktur ve oluşmuş bir kataraktın tek tedavisi ameliyattır. Modern tekniklerin gelişimi ile günümüzde katarakt operasyonları iğnesiz, narkozsuz, ağrısız yapılarak hasta aynı gün evine dönmektedir. Katarakt ameliyatında dikkat edilmesi gereken bazı önemli unsurlar vardır. Hekimin tecrübesi ve göz içine konulan merceğin kalitesi, ameliyatın başarısını doğrudan etkiler. Uygun olmayan koşullar ve malzemeler ile yapılan bir ameliyat sonrasında gözde enfeksiyon ve farklı komplikasyonlar gelişebilir. Bu durum kısa bir süre sonra hastanın ikinci kez katarakt olma riskini de beraberinde getirebilir. Bu da hasta için ayrı bir ameliyat riski ve maddi külfet anlamına gelir.


Kim Ne Zaman Katarakt Ameliyatı Olmalıdır?
Bazı kataraktlar görüşü ciddi şekilde azaltırken , bazı kataraktlarda görmeyi önemli düzeyde etkilemez. Kataraktı olan herkes mutlaka ameliyat olacak diye bir şey yoktur. Görme bozukluğu kişinin günlük yaşam kalitesini etkilediğinde ameliyat kararı vermek doğru olacaktır. Geceleri de araç kullanan bir taksi şoförü ile evinden pek çıkmayan yaşlı bir insan ameliyat için aynı derecede istekli olmazlar. Başka bir ifade ile görme keskinliği tek bir kriter değildir. Bir çok hasta görmeleri düşük olmakla beraber şikayetçi olmayabilirler yada görme netliği iyi olmakla beraber güneşli havada rahatsız olabilir, geceleri far ışıklarından, sokak lambalarından rahatsız olabilirler. Tümsek yada çukurların farkına varamaması, merdiven inerken basamakları kestirememesi kaza geçirmelerine neden olabilir. Göz hekimi hastalarını tüm bu yönlerden uyarmalı ve ameliyat kararını hasta ile beraber konuşarak vermelidirler.
Esasında katarakt ameliyatı acil bir ameliyat olmamakla beraber, bazı durumlar vardır ki ameliyat için beklemek istemeyiz. Bir an önce hastanın ameliyat olmasında fayda vardır. Eğer katarak tamamen olgunlaşıp buzlu cam gibi opak bir hale gelirse acil bir şekilde ameliyat edilmelidir. Olgunlaşmış bir kataraktın şişmesi ve hatta göz içinde dağılması bile mümkündür. Yine böyle durumlarda göz tansiyonu yükselebilir ve başka problemlere davetiye çıkartabilir. Çok beklemiş kataraktların çekirdekleri sertleşmiş ve bağları gevşemiş olabilir. Bu ameliyatı zorlaştırabilir ve başarısını etkileyebilir. Uzun süre ameliyat olmayıp bekleyenlerde, olgunlaşmış meyvenin zamanında toplanmayıp dalında çürümesi gibi, göz içinde çeşitli problemlere yol açabilir. Doğumsal kataraktlarda tedavi acildir. Tespit edilir edilmez ameliyat edilmelidir. Eğer gecikme olursa, gözlerde telafi edilemeyecek göz tembelliği gelişebilir.
Katarakt Ameliyatı Nasıl Yapılmaktadır?
Ameliyat tekniği hastanın yaşına kataraktın tipine veya cerrahın tercihine göre değişebilir. Bazen ekstrakapsüler dediğimiz eski tip dikişli ameliyatları tercih edebiliriz. Ancak günümüzde halk arasında yaygın olarak lazerli katarakt ameliyatı diye bilinen FAKO yöntemi uygulanan en yaygın yöntemdir. Ameliyatların %99 u fako ile yapılmaktadır.
Ameliyat esnasında göz damla yardımıyla bölgesel olarak uyuşturulur, bu şekilde ameliyat narkozsuz, iğnesiz, bıçaksız ve ağrısız olarak gerçekleştirilir. . Göz içine 2 mm’lik bir kesiden girmek mümkündür. Bu derece küçük bir kesiden ancak çok deneyimli katarakt hekimleri ameliyat yapabilir. Katarakt ameliyatı sırasında özel bir sıvı olan “Viscoelastik jel” kullanılır. Bu jel ile gözün diğer tabakalarına zarar verilmesini önleriz. Her hastaya özel, tek kullanımlıktır.
Saydamlığını yitirmiş göz içi merceği ultrasonik ses dalgaları yayan özel bir cihazla göz içinde parçalanarak emilir. Yapay, katlanabilir bir mercek göze yerleştirilir. Kesi küçük olduğundan dikişe gerek duyulmaz. Enfeksiyon ihtimali sebebiyle iki gözün ameliyatı aynı gün yapılmaz. İki gözün ameliyatı arasındaki sürenin en erken 1 hafta olması önerilir.
Aynı ameliyatla katarakt sorunundan kurtulurken aynı anda özel göz içi mercekleri implantasyonu ile uzak ve yakın görme sorununa çözüm getirmek mümkün olabiliyor.
Katarakt Ameliyatı Basit Bir İşlem Midir?
Katarakt tedavisi, mikro cerrahi gerektiren çok önemli bir ameliyattır. Kesinlikle basit değildir. Hasta için yorucu bir ameliyat değildir. Ağrı duymaz. Genellikle 20 dakikayı geçmediği için hasta açısından kolay bir ameliyat olarak değerlendirilebilir. Ancak bu durum ameliyatın basitliği anlamına gelmez. Ameliyat sırasında cerrah her iki elini, iki ayağını ve mikroskop altında büyük bir büyütme ile her iki gözünü de kullanmaktadır. Takdir etmek gerekir ki bu hiç de kolay değildir. Cerrahın tecrübesinin önemi büyüktür.
Katarakt Ameliyatında Mercek Yerleştirmek Mutlaka Gerekli Midir?
Bazı hastalarımız sıklıkla bu soruyu sorarlar. Mercek takmayalım derler. Katarakt ameliyatında hastanın kataraktlı merceğini aldıktan sonra, onun vazifesini yapacak yapay bir mercek mutlaka yerleştirilmelidir. Aksi takdirde hastalar kalın camlı gözlükler takmak zorunda kalırlar.

Bu Merceklerin Değişik Tipleri Var Mıdır? İyisi veya Kötüsü Olur Mu?
Dünyada çok çeşitli mercek tipi vardır. Biz hastanemizde FDA onaylı Amerikan malı mercekler ve Tübitak Bilim ödülü almış dünyanın pek çok gelişmiş ülkesinde kullanılan mercekleri kullanmaktayız. Kullanılan bu mercekler uzak için ayarlanmış tek odaklı mercekler olabileceği gibi multifokal dediğimiz birden fazla fokus kabiliyeti olan merceklerde konulabilir.

Ameliyat  Sonrasında Uzak Ve Yakın Görmemiz, Kullanılan Mercekler İle Düzeltilebilir Mi?
Tek odaklı merceklerde ameliyattan sonra özellikle yakın için mutlaka gözlük kullanmamız gerekirken, multifokal merceklerde çeşitli halkalar mevcuttur. Bu halkaların bir kısmı uzağı, bir kısmı da yakını görmeyi sağlar. Böylece görmeyi sağlayan gözdeki sarı noktanın üzerine hem uzaktaki hem de yakındaki görüntüler net olarak düşmektedir. Hastalar buna çok kısa sürede adapte olarak uzak ve yakın gözlüklerinden kurtulabilirler. Astigmatizması olan hastalara takılacak özel mercekler ile de uzak ve yakın görme düzeltilebilir. Böylece hasta hem kataraktından kurtulurken hemde miyop hipermetrop veya astigmatizmadan kurtularak gözlüğe olan bağımlılığı azaltılmış olur.
Ancak bu tedavi için hasta seçimi çok önemlidir. Hasta için uzağı mı yoksa yakını mı görmek önemli, buna dikkat edilmelidir. Hasta seçiminde diğer önemli bir konu ise hastanın pupil boyutlarıdır. Hastanın öncelikle detaylı bir muayeneden geçilmesi gerekmektedir. Her hastanın gözü bu tip bir ameliyata uygun olmayabilir. Kataraktı olan hastaların mesleki konumu, yaşı, sosyal aktivitesi, okuma alışkanlığı, entelektüel düzeyi de hasta seçiminde önem taşımaktadır. Uygun hasta seçimi, uygun teknik, ameliyatın gerçekleştirildiği kurumun ve hekimin tecrübesi ve tabiî ki doğru mercek seçimiyle yapılacak bu ameliyatlarda yüksek başarı oranı görülmektedir.
Ameliyat Sonrasında Neler Yapılmalıdır?
Operasyon sonrasındaki 1. gün, 1. hafta, 1. ayda kontrolleri yapılır. Ameliyattan sonra 15 gün içinde, görmede belirgin bir düzelme vardır. 15. günden sonra artık hasta iyileşmiş demektir. Bu süre içinde, hastanın yaşamı pek kısıtlanmasa da dikkat etmesi gereken bazı konular vardır. Banyo yaparken dikkat edilmeli, göz ovuşturulmamalı, sabun şampuanla direk olarak temas etmemelidir. Ayrıca eğilmemeye özen göstermek gerekir. Ameliyat sonrası göz genellikle bandajla kapatılır. Bu bandaj doktorunuzun önereceği süre
boyunca gözde kalmalıdır. Ameliyat sonrasında kendiniz araç
kullanmayınız. Yüzünüzü yıkamak, banyo yapmak, eşya taşımak, namaz kılmak, spor
yapmak, işe başlamak, denize ve havuza girmek gibi şeyleri hekiminize danışarak yapınız. Ameliyat sonrasında bir müddet kitap okuma, aşırı televizyon izleme
gibi işlerden uzak durmakta fayda vardır. Dışarıya çıkarken özellikle rüzgarlı havalarda koruyucu gözlük gerekebilir. Genellikle 1. aydaki kontrolde doktorunuz uzak ve yakın için uygun gözlükleri verecektir.

Katarakt Ameliyatı Öncesi Yapılan Özel Bir Şey Var Mı?
Rutin olarak yapılan bir tetkik yoktur. Ameliyat öncesi hastanın yaşı, diğer hastalıkları, kullandığı ilaçlar, yapılacak ameliyatın türüne göre gerekli görülen vakalarda çeşitli tetkikler yapılabilir. Özellikle kullanılan tüm ilaçları hekime bildirmek gereklidir. Prostat ilacı kullananlarda veya kan sulandırıcı ilaç kullananlarda özel bazı tedbirler almak gerekebilir. Yanınızda bir refakatçi bulundurmanız size yardımcı olması açısından iyi olabilir. Ameliyat sonrasında bir süre banyo yapmanız istenmeyeceği için öncesinde banyo yapmak doğru olacaktır.
Katarakt Tekrarlar Mı?
Katarakt ameliyatı olanlarda yeniden katarakt oluşmaz. Ancak bazen merceğin içine yerleştirildiği zar zaman içinde kesifleşebilir. Bu halk arasında “ikincil katarakt” olarak isimlendirilse de aslında katarakt değildir. Bu oluşum genellikle lazerle kolayca tedavi edilebilir. Çocuklarda veya zarın çok kalınlaştığı ender durumlarda ameliyatla temizlemek gerekebilir.

Gözün Sulanmasına Neden Olan Gözyaşı Kanal Tıkanıklığı Nedir? Kimlerde Görülür?
Soruyu cevaplamadan önce gözyaşı kanalı anatomisi hakkında kısaca bilgi vermek doğru olacaktır. Göz yaşı kanalı kirpiklerin iç kısmında altta ve üstte bulunan küçük bir delikle başlar ve 1-2 mm çapında olan küçük kanallarla göz yaşı kesesine ulaşmaktadır. Burun kemiğinin dış kısmında bulunan göz yaşı kesesinde toplanan gözyaşı bir pompa mekanizması ile daha büyük olan bir kanal yardımıyla burun boşluğuna ve buradan da geniz’e doğru akar. Biz bu olayın farkında olmayız. Bu sistemdeki herhangi bir bozukuluk veya tıkanıklık sulanmaya ve iltihaplanmalar neticesinde gözde şişlikler ve çapaklanmalara neden olur. Bu iltihaplanmalar bebekler ve yetişkinlerde farklıdır. Bebeklerde doğuştan kanalın oluşumunda bazı yetersizlikler olabilir ve sıklıkla kanalın buruna açıldığı noktada elastik bir zarla kapanması sonucunda gözde sulanma ve çapaklanma olur. Yetişkinlerde ise tıkanıklık herhangi bir yaşta gözükebilmekle beraber 40 yaşından sonra bayanlarda daha sık gözlenir. Gözün devamlı sulanmasının en sık sebebi göz yaşını keseden buruna ileten kanalda meydana gelen tıkanıklıklardır.

Bu Hastaların Şikayetleri Nelerdir?
Bu kişilerde öncelikle devamlı bir sulanma hali gözükür. Ağlar gibi gözyaşı akmaktadır. Bu durum rüzgarlı ve soğuk havalarda daha belirgindir. Daha sonra buna enfeksiyonlar eşlik eder. Gözde devamlı bir çapaklanma durumu, sabah uyandığında yapışıklık, gözün iç kısmında ağrılı kızarık şişlikler oluşması ve daha nadir olarak da; komşu göz kapaklarının, gözün kendisinin veya sinüslerin tutulmasına bağlı görmeyi tehdit edebilecek ciddi enfeksiyonlar gelişebilir. Bu durumdaki kişiler doğal olarak sulanma nedeniyle toplum içinde devamlı bir rahatsızlık ve utanma duygusu içinde olurlar ve iletişimde zorluk yaşarlar.

Bu  Durumda Tedavi Olarak Ne Yapılmaktadır?
Bebekler ve yetişkinlerde ki tedaviler farklıdır. Her ikisinde de öncelikle topikal ve gerekirse sistemik ab ile iltihaplanma tedavi edilmelidir. Sonrasında bebeklerde ilk 6 ay boyunca masaj tedavisi yapılmalıdır. Bu tedavide gözün iç kısmı ile burun arasındaki boşlukta bulunan cilde pompalar tarzda 5-6 kez hızlıca bastırarak masaj yapılmalıdır. Böylece gözyaşı kesesinin pompa fonksiyonu uyarılacak ve oluşan basınç değişikliği ile alt uçtaki esnek zarın yırtılması sağlanacaktır. Bu tedaviye ilk 6 ay boyunca ısrarla devam edersek hastaların %50 sinde başarıya ulaşacaktır. Başarılı olamadığımız durumlarda ise 9.aydan 36. aya kadar sondalama adını verdiğimiz, bu da başarısız olursa 24-36. aylar arasında STE ve 4 yaşından sonrada DSR ameliyatları yapılabilir. Yetişkinlerde ise tedavi doğrudan cerrahidir. Başlıca 2 yöntem vardır. Birincisi burun kenarına göze yakın bir yerden kesi yapılarak gözyaşı kesesine ulaşılır ve burun boşluğu ile gözyaşı kesesi arasında yeni bir kanal oluşturulur. 2. yöntem ise endoskopik görüntüleme yardımı ile göz yaşı kesesi içinden lazerle burun boşluğuna yeni bir kanal oluşturulur.

Ameliyatı Lazerle Yapılabilir Mi?
Evet. Biz kliniğimizde başlangıçtan beri bu hastalığı endoskopik transkanaliküler DSR dediğimiz bir yöntemle, lazer uygulayarak tedavi ediyoruz. Kayseri de ilk olarak hastanemizde başladığımız multidiod lazer sistemi ile yüzde herhangi bir kesi yapmadan 1mm den daha küçük bir prob yardımıyla göz yaşı kesesine ulaşmakta ve lazer marifetiyle burun boşluğu ile göz yaşı kesesi arasında yeni bir kanal oluşturulmaktadır.

Bu Ameliyatın Klasik Yönteme Üstünlüğü Nelerdir?

Öncelikle ciltte herhangi bir kesi yapılmadığı için yüzde istenmeyen skarlar, ameliyat izleri olmamaktadır. Estetik olarak bilhassa bayanlarda bu durum önem arz etmektedir.

Lokal anestezi ile yapıldığı için yaşlı hastalarda veya kalp, hipertansiyon, şeker gibi sistemik hastalığı olan kişilerde bile uygulamak oldukça güvenli ve kolaydır.
Genel anestezi almadıkları için hastalar aynı gün evlerine gidebilirler, hastanede yatmalarına gerek yoktur.
Bu yöntemde operasyon süresi kısalmış ve kanama hemen hemen hiç olmamaktadır.
Göz yaşı kesesine sınırlı müdahale edildiği için kesenin pompa fonksiyonu bozulmamaktadır.

 

 

ŞEKER HASTALIĞI ve GÖZ

Şeker hastalığı, pankreas dokusundan salgılanan insülin hormonunun yetersiz veya etkisiz olmasına bağlı kan şekerinin yükselmesidir. Kan şekerinin yüksekliği vücut damarlarının özelliklede küçük damarların yapısını bozarak tahribata neden olur. Tip 1 ve tip 2 diye 2 gruba ayrılmaktadır. Tip 1 diyabet çoçukluk veya genç insanlarda görülürken tip 2 diyabet 40 yaşın üstündeki erişkinlerde görülür.
Şeker Hastalığı Gözü Nasıl Etkilemektedir?
Şeker hastalığı kan damarlarını etkilediği için tüm vücudu tutabilen bir hastalıktır. Göz küçük kan damarlarından zengin bir organ olması nedeniyle göz sıklıkla tutulan bir organdır. Gözün arka tabakası olan retina dokusundaki damarlarda tahribat yaparak diyabetik retinopati oluşturabilir. Katarakt oluşumu bu hasta grubunda daha sık ve erken olmaktadır. Göz tansiyonu gelişimi şeker hastalarında daha sık olmakta ve tedaviye dirençde daha fazla olmaktadır.
Diyabetik Retinopati Nedir?
Diyabetik retinopati şekere bağlı göz hastalıkları içinde en sık görüleni ve ülkemizde körlüğün 2. önemli nedenidir. Gözün arka bölümünde ışığa hassas bir doku olan retinadaki kan damarlarının harabiyeti neticesinde oluşur. Bunun sonucunda kanın sıvı kısmı damar dışına çıkabilir, ödem dediğimiz su toplanmasına neden olabilir veya retina yüzeyinde anormal yeni damarlar oluşarak göz içine kanamalar oluşabilir. Genelde iki gözde etkilenir. Hastalığın başlangıcında hastanın hiç şikayeti olmayabilir. Ancak ilk kez muayene edilen hastaların yarısında hafif veya ağır çeşitli evrelerde diyabetik retinopati görülmektedir. Bu oran hastalığın süresi ile artmaktadır. Bu sebeple hastaların erken dönemde yakalanması çok önemlidir. Zira erken dönemde yakalanan hastaların tedavisi mümkündür. Bu sebeple hastaların hiçbir şikayeti olmasa bile yılda 1 kez göz muayenesi olmalarında fayda vardır.
Diyabetik Retinopatinin Evreleri Nelerdir?
Başlangıçta Proliferatif olmayan hafif diyabetik retinopati şeklinde başlar. Bu en erken evresidir. Retinanın küçük kan damarlarının duvarlarında mikroanevrizma denilen baloncuklar oluşur. Bu noktalarda damar çeperi zayıflamış ve kan içindeki sıvı kısmın dışarı sızmasına olanak vermektedir. Bunun neticesinde retina içine küçük kanamalar veya yumuşak ve sert eksuda dediğimiz çeşitli kan elemanlarını içeren birikintiler oluşabilir. Bu aşamada keskin görmeyi sağlayan makula dediğimiz bölge tutulmadıkça görmede bozukluk yoktur. Ancak şeker gözü tutmaya başlamış ve ilerlemektedir. İşte hastanın, görmenin korunduğu bu erken safhada yakalanması ve tedaviye başlanması çok önemlidir. Hastalık ilerledikçe retinayı besleyen damarlarda küçükten büyüğe doğru tıkanıklıklar başlar ve retinada beslenmeyen bölgeler oluşur.Beslenmesi bozulmuş bu alanlardan salgılanan bazı özel kimyasal maddeler bu bölgelerde yeni kan damarlarının oluşumuna neden olur. Ancak bu kan damarları yapısal olarak bozuk olan anormal kan damarlarıdır. Beslenmeye yardımcı olacağına göz içi kanamalara neden olmakta ve görmede ani kayıplara yol açmaktadır. Bu durum proliferatif veya ilerlemiş diyabetik retinopati olarak adlandırılmaktadır. Bu evrede oluşan kan damarları göz içini dolduran saydam jele doğru büyüyebilir ve zamanla retina yüzeyinde bir takım zarların oluşmasına neden olarak çekintilere, ağ tabakadaki görme hücrelerinin tahribatına neden olabilir. Yine göz tansiyonunun yükselmesine neden olabilir. Tüm bunların neticesinde görmede azalma kaçınılmaz olacak ve körlük gelişecektir. Diyabetik retinopatinin diğer bir evresi ise makulopati olarak adlandırılmaktadır. Keskin görmeyi sağlayan makula dediğimiz bölgede hastalığın herhangi bir aşamasında beslenme bozukluğu veya damar duvarlarından sıvı sızması olabilir. Sızan sıvı makulada şişkinliğe ve görmede bulanıklığa neden olur. Bu duruma makula ödemi denmektedir. Proliferatif diyabetik retinopatisi olan hastaların yaklaşık yarısında aynı zamanda makula ödemi de bulunmaktadır.
Diyabet Gözde Nasıl Kanama Yapıyor?
Diyabet öncelikle gözün retina tabakasındaki küçük kan damarlarını etkileyerek damar yüzeyinde baloncuklar oluşmasına yol açar. Baloncuk oluşan yüzeylerde kan damarlarının yapısı bozulmuş ve çeşitli kan elemanları dışarı sızmaktadır. Retina içine sızan bu kan elemanları noktasal veya mum alevi şeklinde yüzeyel kanamalar oluşturur. İlerleyen zamanla bu damarlarda tıkanıklıklar gelişir ve beslenmesi bozulmuş alanlarda yeni kan damarları oluşur. Bu damarların duvarları sağlam değildir ve kolaylıkla kanayabilir. Bu duruma göz içi kanaması denmektedir.
Bu Kanamalar Geçici Midir?
Retina içindeki kanamalar 1-4 ay içinde kendiliğinden düzelebilir. Ancak yeni kanamaların olması muhtemeldir. Göz içine olan kanamalar da vücut tarafından emilebilir, fakat sağlıksız yeni kan damarları olduğu sürece yeni kanamaların olması da kaçınılmazdır. Yeni damarların gerilemesi için lazer tedavisi olmalıdır. Eğer kanama nedeniyle retina tabakası hiç görünmüyor ve hasta bir süre dik yatıp beklenmesine rağmen kanama açılmıyorsa vitrektomi adını verdiğimiz bir ameliyatla kanama temizlenmelidir.

Diyabetik Retinopati Ve Makulopatiyi Nasıl Teşhis Ediyorsunuz?
Teşhisdeki en önemli silahımız her zaman olduğu gibi öncelikle muayenedir. Şeker hastalığına bağlı göz tutulumunda ağrı veya başka bir rahatsız edici bulgu görülmemektedir. Görme azaldıktan sonra başvuran hastalarda ise çoğunlukla geç kalınmış olmaktadır. Bu yüzden şeker hastaları hiçbir şikayetleri olmasa bile mutlaka yılda bir kez göz muayenesi olmalıdır. Bu hastaların mutlaka göz bebekleri büyütülerek ayrıntılı bir fundus muayenesi yapılmalıdır.

Göz dibi muayenesi ile retina tabakası incelendikten sonra gerekirse göz anjiosu çekilerek kanlanması bozulmuş alanlar ve yeni damarlanmalar net bir şekilde gösterilebilir. Kol damarından verilen bir ilaç sayesinde göz damarları görünür hale gelmekte ve anormal kan damarları ve sızdırmaya neden olan baloncukların yeri tespit edilmektedir. Bu işlem hastalığın tanısını koymada ve tedavi edilecek bölgelerin tespitinde kullanılmakta olup, damarları açıcı veya tedavi edici özelliği yoktur. Bunu özellikle vurguluyorum ki bazen hastalarımız bu tetkiki tedavi sanmaktadırlar.
Diğer bir tanı yöntemimiz retinal tomografi dediğimiz yöntemdir. Göz anjiosu ile sızıntının yerini tespit ederken retinal tomografi özellikle makulopatilerde sızıntının miktarı ve retinanın kesiti hakkında değerli bilgiler vermektedir.
Tedavide Neler Yapılmaktadır?
Tedavide hastanın şikayeti olmadan doktora başvurması yani erken tanı çok önemlidir. Diyabetik retinopatinin hafif evresinde makula ödemi olmadığı sürece tedaviye gerek yoktur. Takip yeterlidir. İskeminin olduğu veya anormal kan damarlarının gelişmeye başladığı ileri evre şeker hastalarında lazer tedavisi uygulanmaktadır. Retinopati bulgularının başladığı görmenin henüz korunduğu erken evrede lazer ile tedavi edilen hastaların % 80 ninde körlüğü engellemek mümkündür. Lazer tedavisinde gözün üzerine yerleştirilen bir lens yardımı ile beslenmesi bozulmuş alanlar da yanıklar oluşturulur. Böylece bu alanlar yok edilerek anormal kan damarlarının oluşumu engellenir ve göz içi kanamalar önlenebilir. Bunun için çok sayıda lazer yapılması gerektiğinden bu işlem birden çok seanslara bölünerek yapılmaktadır.Bu işlem sırasında hasta bir parça ağrı duyabilir. Laser tedavisinin amacı hastanın görme seviyesini tanı konduğu andaki görme seviyesinde tutmaktır. Yinede lazer tedavisi tamamlandıktan sonra bir parça görme azlığı, veya renk görme ve karanlık görmede azalma olsa da daha ciddi görme kayıplarını önlediği için elzemdir. Unutmamak gerekir ki lazerin başarısı hastanın erken başvurusu ile doğru orantılıdır.
Tedavide zorlandığımız esas nokta diabetik makulopatinin gelişimidir. Bu bölge keskin görmeden sorumlu olduğu için lazer tedavisini sınırlı uygulamaktayız. Makulayı çevreleyen retina dokusundaki sızıntı odaklarına fokal veya grid lazer dediğimiz lazerler yaparak makulada biriken sıvı miktarını azaltmaktayız. Genellikle tek seansda bitmektedir. Makula ödeminin tedavisinde uygulanan bir diğer yöntem ise göz içi ilaç enjeksiyonlarıdır. Kanlanması bozulmuş alanlardan açığa çıkan kimyasal uyarıların çıkmasını engellemek ve miktarını azaltmak suretiyle ödem ve yeni damar oluşumuna engel olunmaktadır. Bu tedavi ameliyathanede yapılmaktadır. İşlem çok kısa sürmekte ve cidii bir komplikasyonla karşılaşılmamaktadır. Ancak bu tedavi geçici olduğundan sıklıkla tekrarı gerekmektedir ve uygulanan ilaçlar oldukça pahalıdır.
Göz içi kanamaların olduğu veya retina yüzeyinde zarların oluştuğu durumlarda vitrektomi dediğimiz cerrahi tedaviler uygulanmaktadır. Bu evreye gelmiş hastalarda anatomik başarı sağlansa bile görsel başarı çok fazla olmamaktadır.

Şeker Hastalığında Görmemizi Korumak İçin Neler Yapmalıyız?
Şeker hastalığınız varsa hiçbir şikayetiniz olmasa bile en az yılda bir kez göz dibi muayenesi olmalısınız. Erken tanı ve zamanında müdahale görmenizin korunmasında en önemli faktördür
Kan şekerinin iyi kontrolü retinopatinin ortaya çıkışını ve hastalığın ilerleyişini durduracaktır. Bu yüzden hasta dahiliye doktorları ile yakın işbirliği içinde olmalıdır.
Hipertansiyon ve kolesterol yüksekliği gibi diğer hastalıklar şekerin ilerlemesini hızlandırmaktadır. Bunların tedaviside şekerin kontrolü için önem arzetmektedir.
Ergenlik dönemi, gebelik, insülin tedavisine yeni geçildiği dönemlerde şekere bağlı göz bulgularında ilerleme olabilir, hastalar daha yakından takip edilmelidirler.